myspace

myspace graphics

Cuma, Mart 20, 2009

SURİYE GÖRÜNTÜLERİ

Posted by Picasa

Seyyide Zeynep Camii

Posted by Picasa

Seyyide Zeynep Camii ve Türbesi

Posted by Picasa

Osmanlı Hicaz Demiryolları

Rehberimiz burayı anlatırken sürekli demir hicaz yolları demekteydi :))Posted by Picasa

Busra da Roma Eserleri

Posted by Picasa

Çarşamba, Mart 18, 2009

Suriye'de bir yol görüntüsü..

Tüm Suriye ve şehirlerarası yollarda biz de meşhur bir erkek oyuncunun bir reklamda yer almış görüntüleri var. Hemen her yerde göreb,ileceğiniz Esad resimleri ile yarışacak seviyede.Posted by Picasa

Halep Emevi Camii

Posted by Picasa

Halep Kapalı Çarşı'dan..

Posted by Picasa

Şam'da bir caddeden..

Posted by Picasa

Şam Emeviye Camii

Posted by Picasa

Şam Palas'tan...

















Posted by Picasa

Şam Palas'tan...

Posted by Picasa

Yol Üzeri Görüntülerinden...

Posted by Picasa

Halep'ten..

Posted by Picasa

Yahya A.S. Türbesi- Halep Emeviye Camii

Posted by Picasa

Halep Emeviye Camii Avlusu

Posted by Picasa

Hama da Dertli Dolaplar...

Posted by Picasa

Şam Emeviye Camii

Posted by Picasa

Hemen her yerde otoparkta bile Beşar Esad posterleri..

Kıvanç Tatlıtuğ posterleri de yarışabilecek kadar çok Suriye de..Posted by Picasa

Busra Roma Eserleri

Posted by Picasa

Küçük Cennet-ül Baki

Şam-ı Şerif'te çok sayıda ehlibeyt ve sahabelerin türbelerinin bulunduğu küçük cennetül baki. Bilal-i Habeşi Efendimiz, Cafer-i Tayyar Efendimiz'in oğlu da bunlardan sadece ikisi.Posted by Picasa

Yine bir yol üzeri görüntüsü-Şam

Posted by Picasa

Halid bin Velid'in türbesinden.. Humus

Posted by Picasa

Halid Bin Velid Camii ve Türbesi

Bir sabah namazında alındı bu görüntü. Hz. Ömer'in oğlu da aynı türbede...Posted by Picasa
Posted by Picasa

Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin Türbesinden-Şam

Posted by Picasa

Sultan Vahdettin ve Türk Şehitlerin de bulunduğu Mimar Sinan Camii- Şam

Posted by Picasa

Sultan Vahdettin Türbesi

Posted by Picasa

Bahira Manastırı

Burada bir odada Rahip Bahira Efendimiz'in nübüvvet mührüne bakıp, O'nunla görüşmüştü.Posted by Picasa

Busra'da henüz çocuk olan Efendimiz'in devesinin granit taşta ki ayak izleri

Rahip Bahira sürekli bir bulutun O'nu gölgelendirdiğini farkederek tanışmak istemişti.Posted by Picasa

Rahip Bahira'nın evinden bir görüntü..

Posted by Picasa

Şam kapalı çarşı çıkışı

Posted by Picasa

Hz. Hüseyin Efendimiz'in kesik başının konduğu yer

Posted by Picasa

Emeviye Camii'nden..

Posted by Picasa

Ehli beyt türbelerinden..

Posted by Picasa

On altı kesik başı remzeden türbe..

Posted by Picasa

Hz. Hüseyin Efendimiz ve yakınlarının kesik başlarının yıkandığı kuyu

Henüz 12 yaşında ve Kerbela katliamından geriye kalan tek evlat olan Zeynel Abidin Efendimiz tarafından bu kuyudan su alınıp, yıkanmış ve cenaze namazları kılınmış.Posted by Picasa

Kesik başların konulduğu havuz-Şam

Posted by Picasa

Emeviye Camii'nden..

Posted by Picasa

Hz. Zekeriyya 'nın Türbesinden..

Posted by Picasa

Emeviye Camii'nden..

Posted by Picasa

Emeviye Camii'nden..

Posted by Picasa

Çarşamba, Kasım 01, 2006

MISIR GEZİSİ

Çalışma arkadaşlarımızdan, Sedef Hanım ve ailesi bayramın 3. günü Mısır Gezisine katıldılar. Sevgili Sedef bir çoğumuzun sitesinin yorum yazmayan, sessiz takipçilerinden. Kendisi ile aynı zamanda meslektaşız. Mesleğinizin, 16. yılında aynı bölüm mezunu bir çalışma arkadaşının, departmanınıza katılması, sizde aynı zamanda anne ile abla arası duygular uyandırıyor. Kendisi ile şu an farklı birimlerde olmamız da bunları rahatça yazmama imkan tanıyor.

Sedef Hanım'ın rehberliğinde kaydettiği görüntülerle bir Mısır yolculuğuna çıkalım.

Bu yemek tam net olarak görülmese de sofrada. Meşhur Ortadoğu yemeği matlubenin babası mendi olarak sunuluyor. Üzeri tavuk,dana, koyun etleri, pilavı Mısır' özgü pirinçten iç pilav tarzında hazırlanıp, bizim Trakya Bölgesi'nin kapamaları gibi fırında pişirilmekte.
Nil nehri ve nehir manzaralı otelleri. Posted by Picasa
Burası dünya harikaları sıralaması içinde olduğu belirtilen Iskenderiye Feneri.
Sedef Hanım'ın kaydettiği görüntüler ve anlatımında en ilgimi çeken yerlerden biri Arslanlı Park. Sıcak börek ve çay içilen, serin olması için tavanı hasır türü bir malzeme ile kaplı, direklerde kocaman öbek sarımsakların bulunduğu bir mekan.
Meşhur İskenderiye Kütüphanesinin avlusunda, Sedef Hanım'ın babası, İsmail Amca.
Posted by Picasa Piramitler bölgesinde sergilenen, Firavun kayığı.
İskenderiye Kütüphanesi bahçesinde güneş saati.
Dört büyük mezhebin kürsüsünün bulunduğu, Sultan Hasan Camii. Resimde de görüldüğü üzere, Mısır'da camilerin bir kısmının üzeri açık olabiliyor.
Aynı camii içinde, sürgünde Mısır'da vefat eden, Pakistan Devlet Eski Başkanlarından Şah Rıza Pehlevi'nin kabri.
Posted by PicasaKahire'de hemen her köşe başında rast gelinen, meyve suyu büfelerinden biri. Gazlı içecek ve sudan daha fazla tüketildiği izlenimi veriyor. Şeker kamışı suyuda fazlaca tüketilmekte.
Burası da Sultan Hasan Camii'nin içinde bir mezar. Mısır'da mezardan ziyade, Firavun Dönemlerinden kalma bir alışkanlıkla mezar evler şeklinde defin yapılmakta.
İskenderiye Kütüphanesi girişinden bir görüntü. Büyük İskender'e ait bir büst.
Arslanlı Park içinde özel toprak fırınlarda börek yapan hanımlar.
Posted by Picasa Arslanlı Park'ın yan tarafında bulunan hayvanat bahçesinden.
Peygamber Efendimiz'in torunlarından Seyyide Nefise Camii ve Türbesi'nden bir görüntü.
Aynı mekan farklı bir açıdan. Bayram olması hasebiyle daha bir kalabalık olduğu belirtildi.
Yine aynı hayvanat bahçesinden.
Posted by Picasa İskenderiye'de sahil kenarında hurma ağaçları içersinde bir park. Her an başınıza bir hurma düşebilmekte. İsmine nasrullah hurması deniliyor.

Hem kaydettiği görüntülerle hem de anlatımı ile bizlere sanal bir Mısır yolculuğu yaşatan Sevgili Sedef'e çok teşekkürler. Hoşçakalın.

Perşembe, Temmuz 13, 2006

Asla vazgeçme...

Merhaba;
Sevgili Arkadaşlarım artık bu sayfayı Kızımla birlikte hazırlama kararı aldık. Aşağıda, kendisinin okuyup beğendiği bir yazıyı sizlerle paylaşıyor. Hoşçakalın.
Çok geç diye bir zaman yoktur!.. Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra; "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi.. Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu.."Ben Rose" dedi.."Benim adım Rose, yakışıklı.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?."Güldüm.. "Tabii" dedim.."Hadi sarıl bana.."Öyle sımsıkı sarıldı ki "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.."Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestre boyunca Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu..Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.. Sömestre sonunda, Futbol balosuna davet ettik, Rose'u.. Konuşma yapması için.. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok.. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi.."Ne kadar beceriksizim, değil mi?.. Özür dilerim.. Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz.. şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil.. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?.." Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı: "Yaşandığımız için, evlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Evlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır.. Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak.. Bir rüyanız olmalı mutlak.. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.. Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır.Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü..Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır.."Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi..Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı."Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu.. Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:"Çok geç diye bir zaman yoktur..

Cuma, Temmuz 07, 2006

KÜTAHYA-EMET VE DÜĞÜNLERİ

Burası Bilecik'ten. Türbenin karşısındaki bir tepe. Kaya üzerindeki iri zincirler ilgimi çekmişti, yakınlaştırarak görüntülemeye çalıştım ama, görüldüğü üzere zincirlerden eser yok!..
Kütahya notlarına akçahan da başladığımda, Kütahya'nın Pınarları türküsü az bile ifade etmiş bu her tarlanın eteğindeki soğuk pınarları demiştim. Kütahya-Emet arası yeşillikler içinde bir yol. Adım başı rastlanılan pınarlarından en gür ve soğuk olanı burası olduğu için, tüm pınarları temsilen görüntülemek istedim. Bizim Ali de her karede kendini temsilen yer aldığı için o da huzurlarınızda..
Yukarda yer alan fotoğraf Emet'e giderken, aşağısı da Emet meydanından. Emet'te kamera şarzının azizliğine uğradığımdan fazla bir görüntü alamadım. Kaplıca tesisleri yeşillikler içinde, apart evler ve otelleri, şifalı sular kaplıca ve hamamlarının yanında normal yüzme havuzları da mevcut.

Hanımlardan orta yaş ve üzeri dışarı çıktığında, ön kısmı koyu pembe olan lacivert, ilk etapta etek ve üzeri aynı kumaştan önlük sandığım, daha sonra peştemal olduğunu öğrendiğim kumaşı etek gibi sarıyor ve üzerine siyah örtü alıyor.

Tanıştığımız bir aile vasıtası ile düğün görmüş olduk. O kadar şaşırdım ki, kendimi bir kaç zaman ötede, en azından folklorik bir programda hissettim. Üzeri can alıcı desenlerle, simlerle süslü ipekler, küpürlü kumaşlar, kadife üzerine simle yapılmış nakışlardan oluşan bluz, altına aynı kumaştan çok geniş bir şalvar, belde gümüş ve altınımsı kemerler, başlarında yazmalar ve 250-300 Ytl ye yapıldığını öğrendiğimiz çok ağır iğne oyaları ve pek tabii olabildiğince takıp takıştırmış bir düğün ahalisi görüyorsunuz. Herkes (genç olan herkes) gelinin olabileceği kadar süslü ve G.Antep'ten gelip, Emet mağzalarında yapılan şatafatlı ipeklerle yapılan şalvar takımları içersinde onlar çok ihtişamlı biz çok şaşkındık. Aynı kumaşları Antep'te düğün alış-verişi yapan aileler alırken görmüştüm. Düğünlerin en az 3-4 gün sürdüğünü belirttiler. Böylece Kütahya notlarımı aktarmış olurken, hoşçakalın.



Posted by Picasa

KÜTAHYA GEZİSİNDEN..

Kütahya çini çarşısından yine bu görüntüler. O kadar hoş şeyler var ki, insan sadece bakmak için girmesine rağmen eni-konu alışveriş yapabiliyor. Tanınmış porselen fabrikalarının da satış mağzaları bulunmakta çarşı içinde. Yeğenimin yemin töreni Kütahya'da idi. Bir geçici görev sebebiyle Emet'te bulunan dostlarımız, kaplıca tesisleri yeşillikler içinde ve bakımlı deyince biz de Erzurumlu'ların tabiri ile 'o ki' Kütahya'ya gidiyoruz, hem dostlarla birlikte birkaç gün geçiririz hem de değişiklik olur diyerek, Kütahya'ya gittiğimizde Emet'te kalmaya karar verdik. Sağolsun biz gelmeden kalacak yer hususunu arkadaşlarımız hallettiler. Biz Kütahya'ya vardık, ha bire şehir merkezini turluyor, Emet'e gidiş yönünü gösteren levhayı arıyoruz. Bulamayınca, bir bilene soralım dedik ve Afyon istikametine gidip, Gediz yol ayrımından devam etmemiz söylenince yolu tuttuk. Tuttuk tutmasına ama, yol ayrımında Gediz tabelası göremeyince ilerde olmalı diyerek yola devam ettik. Ve ilerde... GEDİZ YOL AYRIMINI 1 KM GEÇTİNİZ yazan bir yurdum uyarı levhası gördük. Şaşkınlık ve gülmekten bir hal olan kafile erkanı geri döndü ve İzmir, Çavdarhisar ve Aizonai yol ayrımından devam ettik. Daha sonra dikkat ettiğimizde Gediz ayrıca belirtilmediği için olsa gerek, kaplıca işletmeleri tarafından sözkonusu tabelaların konulduğunu öğrendik. Aynı şekilde kavşağa 1 km var şeklinde de bir levha konulmuş.

Yukarda resmi görülen tapınak Zeus Tapınağı. Aızonai antik kentinde yer almakta ve burası Çavdarhisar'a bağlı bir yerleşim yeri. Emet'e giderken içinden geçiyorsunuz. M.Ö 3000 yılına dayanan tarihiyle bu kent krallar kenti olarak geçmekte. Sözkonusu dönemde kentte 120 bin kişinin yaşadığı belirtilmekte. Roma köprüsü ve tiyatro kalıntıları da bulunmakta. Aynı isimle bir de Mersin Silifke'de Zeus Tapınağı bulunmakta. Tüm bunlara bakıp, düşünüldüğünde insanda yaradılıştan, doğuştan var olan kendisinden güçlü, kendisini yaratıp, koruyan varlığa, Rabbe inanma ve sığınma ihtiyacının tezahürleri olduğunu gözlemliyorsunuz. Olması gerekenden uzak bu yönelişler hüzünlendiriyor insanı...







Posted by PicasaBurası Şeyh Edebali Hazretlerinin türbesinden camiye inen yol. Zirvelerin insanı bir kayalığın zirvesinde mekan tutmuş.

KÜTAHYA GEZİSİNDEN


Kütahya'ya giderken, Bilecik'te Şeyh Edebali Hazretlerini ziyaret etmiştik. Hocasının ve Babası Ertuğrul Gazi'nin nasihatlerini paylaşmak istedim. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın denilmekte. İşte, yüzyıllar sonra, sayfalarca söz edilen sosyal devlet olmanın bilge bir ağızdan özeti.

 Posted by Picasa

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

FETHİPAŞA'DAN




 Posted by Picasa
 Posted by Picasa

Pazartesi, Nisan 17, 2006

ERGUVAN VE BAHAR






Pazar günü Beykoz'dan başlayıp, Alemdağ, Ömerli, Polenezköy istikametine doğru bir gezi yaptık. Yol boyunca, erguvan ağaçları mesetti hepimizi. Ömerli yolunda, bir tesiste konakladık. At sever Ali Paşamız, yirmiden fazla at turu yaptı, ama yine de doyamamış olarak ayrıldı. Yeşilin bahara has tazeliği, güzelliği, kır çiçekleri ve de Istanbul'un simgesi erguvan ağaçları gözümüze-gönlümüze ziyafet sundu. Malesef kameramı yanıma almayı unutmuşum. Cumartesi günü, bol laleli mahallerden geçerken hayıflanmıştım ama, pazar günü de aynı durum olunca iki kat üzüldüm, bunca güzelliği görüntüleyemediğime.

Kentim Istanbul'da 'Boğaziçi ve Istanbul' konulu bir yazı okudum, çok beğendiğim ve okumayan arkadaşlar olabileceği düşüncesi ile paylaşmak istedim. Hoşçakalın.


iSTANBUL'A EN ÇOK YAKIŞANDIR ERGUVAN


BOĞAZİÇİNDE ERGUVAN ZAMANI


Dürr ü yakut ile nahl-i murassa sandım

Erguvan üzre dökülmüş katarat-ı emtâr (*)

Baki

İstanbul’a en çok yakışan ağaçtır erguvan. Kısacık bir an görünüp sonra kaybolan utangaç süsüdür Boğaz’ın her iki yakasının. Beyazdan pembeye evrilen, ancak kendisiyle adlandırılabilen “erguvani” renkle baharın gelişini en önden duyuran habercidir.Günbatımında ufka doğru deniz ve gök erguvani bir renge bürünürken, İstanbul’da erguvanlar bu renk cümbüşünü tamamlar. En çok yakışan ağaçtır erguvan İstanbul’aİstanbul’un güzellikleriyle bütünleşmiş, hatta yılın küçük bir zaman diliminde bu güzelliklerin hakim unsuru haline gelmiştir. Her yer erguvan kokar erguvan mesiminde. Erguvan çiçeklerinin renkleri o kadar gönül okşayıcı, o kadar göz alıcıdır ki erguvan mevsiminde başka her renk; yeşil, mavi, kırmızı, gözden düşer, sönük kalır. İstanbul erguvani bir haleyle sarılır.

Ana vatanı Filistin topraklarıymış erguvanın. Bidayette utancın rengiymiş erguvani, İstanbul’da neşenin, aşkın, coşkunun rengi olmuştur. Rivayet odur ki, evvelce beyazdı çiçekleri erguvanın. Yahuda; İsa'yı otuz gümüşe sattı, daha sonra utancından kendini bir erguvan ağacına astı. Erguvan, bu utancı kaldıramadı, kızardı bembeyaz çiçeği, İhanet yükünü taşıdığı için.Belki de bu yüzden Filistin diyarının yanık sarı toprağına yakışmaz oldu. İstanbul’un eşsiz mavisi ve yeşili arasında kendisine yeni bir yurt buldu. Erguvani renk mavi ve yeşilin arasında baharın ve yeniden dirilişin bir çığlığı oldu.Bu topraklarda buldu kimliğini yeniden nice şairler Boğaz’ın yamaçlarında açan erguvan çiçeklerine bakıp bakıp kendilerinden geçtiler. Ne şiirler yazıldı erguvan ve erguvanın çağrıştırdığı, anlık beliriş ve kayboluşlar üstüne. Bu meyanda şairimiz Hilmi Yavuz’a erguvan şairi desek yeridir. Zaten bir şiir kitabının adı da “Erguvan Sözler”.

“Kim bilir ki dün’dür, ölgündür kalbimiz

Yollarsa her zaman biraz küskündür

Yokuşlarda ve inişlerde...

Zamandır seni sardığım kumaş

Bekledin örtünsün ki yavaş yavaş..

Erguvandın, kayboldun dile gelişlerde.”

Erguvanın birden belirişi ve apansız, hüzünlü kayboluşu, sevgilinin binbir naz ile ortaya çıkışı ve etrafına işveli bakışlar atıp uzak diyarlara gidişi hissini uyandırır. Sevgiliyle karşılaşma anlıktır. Bütün harikulade güzellikler gibi erguvanda ancak anlık ve doyumsuz bir zevk sunar. Sonra kaybolur. Zira sahip olunamayacak denli muhteşem bir güzelliği vardır.

İhsan Aktaş Boğaziçi adlı şiirinde bu duyguyu dile getiriyor.

“Erguvan kokulu be hey zalim yar!

Hangi nazar ile açtın yaramı

Dün gece kalbini akarken gördüm

Bir diyardan öbürüne aşk için.”

Edip Cansever de erguvanın coşkusunu en iyi hisseden şairlerimizden."..

Sevginin çoğul oğlu

Senin ülkende yalnız bütün özlemler

Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, çoşku

Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla

Orda uçsuz bucaksız

Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu.”

Bu şiiri okudukça aklıma İstanbul’dan başka bir şehir gelmiyor. Olanca görkemiyle, baharda beliren, uçsuz bucaksız bir erguvan imparatorluğu. Bir sabah bakarsın, Boğaz’ın gizlenilemez güzelliğini ve esrarını Erguvan çiçekleri süsler. Sabahın ilk ışıklarıyla dallarından patlayarak açmıştır. Öğle vakti denizin ve toprağın kokusunu aralayarak güzel bir rayiha yayılır Marmara’ya. Akşam rengini çeker içine yavaş yavaş. Sadece bir perde olmalı ölümle akşamın arasında. Kızıl ile pembe renkleri arasında bir coşkudur bu gizemli hava. Geçmişin geleceğe emanet ettiği bir sırdır Erguvan.Erguvan, hep sevmiştir utangaçlığı,Kim bilmiş ki, görmeye gelmez sırrını...Kısacık bir zamandır erguvan mevsimi. Bu yıl bu mevsimi kaçırmayalım. Sırrını keşfetmek için Anadolu Hisarında, Beykoz’da, Kandilli’de bir erguvan gölgesi bulalım kendimize. Acele edelim. Bir sabah kayboluverirler çünkü.

Bekir BİLGİLİ(*)Erguvan üzerindeki çiğ damlalarını görünce yakut ve mercanla süslü bir fidan sandımHaber Tarihi : 12.04.2004
Resimlerden biri www.agaclar.net'ten alınmıştır. Erguvanı, ağaçları, doğayı sevenler tarafından ziyaret edilmesi önerilir. İnsanın gönlünü açıp, mutlu eden bir site.